Destiny 2 İnceleme 1.07K

Destiny 2 İnceleme



Destiny 2 İnceleme

Bazen hiç hesapta yokken o kadar büyük oyunların içine düşüyorum ki… Misal, ilk Destiny’e şöyle bir bakıp çıkmıştım zira amaçsız bir shooter gibi görünmüştü gözüme. Destiny 2 de sırf bu yüzden, duyurulmasının hemen ardından ön yargılarıma takıldı. Ama o gün Kürşat arayıp “Destiny 2 sende hacı!” deyince, işin rengi değişti. Oyunu indirme aşamasında şöyle bir ilk izlenimlere bakınca anladım ki Destiny 2, ilk oyunun hikayeli versiyonu olmuş. En azından yüzeysel haliyle böyle görünüyordu. İlk oyunu es geçenlerin ekmeğine yağ sürülmüştü yani. Tam olarak bu kafada daldım içeri ve ilk oyundan da muaf olunca epey eğlenceli olabileceğini düşündüm.

Mevzu güneş sistemi olunca işin ciddiyeti de büyüyor haliyle. Uzak bir gelecekteyiz arkadaşlar. Uzak yani, epey uzak… İnsanlık güneş sisteminde fink atıyor. En yaşanmaz denilen gezegenlerde ve bazılarının uydularında bile uygarlıklar kurmuşuz, enteresan enteresan uzaylı ırkları üşüşmüş tepemize. Red Legion adında kötü bir uzaylı ırkı insanların son kalesini yerle bir etmiş, kaçanlar kurtulmuş, kalanlar telef olmuş durumda. Güçlerini ışıktan alan muhafızların, yani Guardian’ların yapabilecek hiçbir şeyleri yok. Aniden ortaya çıkan hain bir saldırı bu. Geride kalan son Guardian’ın rolünü devralarak başlıyoruz maceramıza.

Titan, Hunter ve Warlock olarak 3 sınıf var bu hikayede. Ben Hunter’ı gözüme kestirdim ve insanlığımı yine terk edemeyerek Human ırkı tarafında yer aldım. Kabaca şeklimi şemalımı da belirledikten sonra büyük perde nihayet açıldı. Red Legion’ın son şehri yok edişine tanık olduktan sonra tekme tokat attılar beni dışarı. Gücümü ışıktan alıyordum ama Red Legion, onu da ele geçirmişti. Yabanda can çekişerek yolumu bulmaya çalışırken ilk izlenimlerim de yavaş yavaş oluşmaya başladı. İlk olarak oyunun görsel kalitesine takıldım. Muazzam çalışmışlar, Bungie’nin hakkını vermek lazım burada. Teknik olarak üst seviye değil ama sanatsal anlamda muhteşem bir çalışma yapılmış. Dünyanın yerle bir olmuş hali, Satürn’ün uydusu Titan’ın sularla kaplı yüzeyine kurulmuş bir liman şehri ve diğer gezegenler çok güzel tasarlanmış. Bunların her biri çok büyük bir alan genişliğine sahip ayrıca. Ve bu güzelliğe eşlik eden müzikler de inanılmaz. Genel olarak senfonik ağırlıklı sanat eserleri çalıyor arka planda. Aksiyon anında devreye girenler de efsane. Bir uzay senaryosu ancak bu kadar güzel resmedilebilirdi diye düşündüm bir an.

FPS tarzında bir oyundan bahsediyoruz, biliyorsunuz. Bu çerçevede bir ana silahımız, bir enerji silahımız ve bir de süper silahımız var. Öncelikle şunun altını çizmemiz lazım, çeşitlilik çok fazla. Borderlands çeşitliliğinden hallice olan bir bolluk düşünün. Tabancalar, otomatik tüfekler, pompalı tüfekler, nişancı tüfekleri ve roketatarlar etrafında bolca seçenek toplanıyor. Yeteneklerini istediğiniz gibi şekillendirebildiğiniz bir el bombanız da var işin içinde. Bir de zor zamanlarda kullanacağınız süper gücünüz var tabii ki. Bunların yanı sıra, seviyenize göre güçleri artan zırh seçenekleri de olayın tuzu biberi.

Biraz daha mekanik detaylara girecek olursak, vuruş hissiyatı ve silahların kullanımı konusunda çok tatmin oldum mesela. Hedeftekilerin yedikleri kurşunlara karşı verdikleri tepkiler nefis. Bu aşamada da çok çalışılmış, belli. Bol ışıklı ve patlamalı görsel efektlerle süslemişler bunları. Düşmanların yapay zekaları düşük seviyelerde ama yine de saldırı anında saklanmak veya koştuğunuz yöne doğru sıkmak gibi gıcık hareketler yapabiliyorlar. Bu arada, bir Hunter olarak yanıma çok yaklaşanların ağzına vurduğum bir “melee” hareketim de var ve kendisinden çok memnunum. O kadar memnunum ki bazen silahlarımı bir kenara bırakıp pata küte dalıyorum karşıma çıkanlara. İlk 20 saatlik izlenimin özeti bu arkadaşlar. Gördüğünüz gibi, henüz yüzeysel detaylara değinebildik. Şimdi ben müsaadenizi isteyeyim ve şu hikayeyi bir bitireyim artık. Şu an oyunun online tarafından pek faydalanamadım. Ara sıra karşıma çıkan Public Event’lere daldım, o kadar. Oralara bir bakalım, hikayeyi bir bitirelim, diğer sınıflara şöyle bir bakalım, olayın genelini şöyle bir gözden geçirelim, sonra haftaya tekrar burada buluşalım. (Pardon, siz bir yere gitmek zorunda değilsiniz ama illa gidecekseniz bir çay koyun gelin bari.)

Ne çabuk bir hafta oldu yahu… Gerçi zamanın bu kadar çabuk geçmesinde bizzat Destiny 2’nin payı da var. Yazıyı yetiştirme derdi bir yana, her gün önemli bir vakit dilimimi yiyerek büyük bir başarı kazandı bende Destiny 2. Bu esnada neler oldu, neler bitti, o 20 günlük tecrübeye neler katıldı, onlara bakacağız bundan sonrasında.

İlk oyunda olmayan hikaye, ikinci oyunda klişe bir konuyla girişini yaptı ve yine klişe bir sonla bitti. Tabii burada oyunun sonundan bahsedip tadımızı kaçırmayacağız ama klişe bir son olduğunu bilin, yeterli şimdilik. Sadece şöyle bir detay vermek istiyorum. Oyunun sonunda ya bir sonraki Destiny’e ya da yeni bir ek pakete dair bir gönderme var. Yani her şey burada bitmedi demek istemiş Bungie ve kapıyı aralık bırakmış. Ve zaten Destiny 2 macerasının uzun soluklu bir proje olduğu yönünde de açıklama yapmışlardı.

Oyuna ait son izlenimlerimi de almışken, biraz online tarafına bakınmak istedim zira oyunun her ne kadar tek oyunculu tarafı ağır bassa da çok oyunculu kısmını da dolu tutmaya çalışmışlar. Bu tarafın en geneli, daha önce şöyle bir bahsini ettiğimiz Public Event’ler. Bunlar, oyuna ait haritalarda rasgele karşımıza çıkan olaylardan oluşuyor. Bir haritanın herhangi bir noktasında, olayın başlangıcına 5 dakika kala bir Public Event çıkıyor ve oraya gidip başarı kazanırsanız içerisinden çeşitli ganimetlerin çıktığı bir sandıkla ödüllendiriliyorsunuz. Tek başına üstesinden gelmesi çok zor mevzular bunlar. O yüzden mutlaka en az birkaç kişinin ortalıkta olduğundan emin olmanız lazım. Bunların tek sıkıntılı tarafı, bazen görev bölgenizde ortaya çıkıyorlar ve ister istemez mevzuya dahil oluyorsunuz. Hani görev bölgelerinin dışına serpiştirilselermiş daha iyi olurmuş gibi geldi bana.

Titan, defansif yetenekleriyle ön plana çıkarken, Warlock da işin içine yüzeysel kıvamda büyülerini dahil ediyor. Dediğim gibi ben Hunter’ı tercih ettim ve gayet memnun kaldım. Zaten sınıf farklılıkları oyunun asıl ciddi tarafının, yani raid detaylarının ortaya çıkmasıyla tam bir anlam taşıyacak. Eğer gönlünüz bu taraftaysa, sınıfları şöyle bir inceleyip öyle başlayın maceranıza.

Online tarafa meyilli oyuncuların da iştahını karşılayacak seçenekler var menüde. PvP tarafını temsil eden Crucible, karşılıklı kapışmaların geçtiği yer ve oyunun fantastik mekanikleri de olaya dahil olunca enteresan görüntülere sahne olabiliyor. Benim gibi pek PvP taraftarı değilseniz, co-op görevlerinden oluşan Strike görevlerine dalabilirsiniz. Tüm bunların size ekstra deneyim puanı ve yeni silah ve zırh seçenekleriyle geri döneceğini zaten biliyorsunuz. Ama dediğim gibi, şimdilik oyunun çok büyük bir parçası tek oyunculu tarafta yer alıyor. Online serüveninizi tek oyunculu tarafı bitirdikten sonraya ertelemenizi tavsiye ederim.

Ve tabii her MMO oyununun son aşamada bağlandığı ortak noktaya gelirsek, Destiny 2 başlığına ait tüm detayları tükettiğinizde ve artık yapacak pek bir şey kalmadığında “end game” detayları ortaya çıkıyor. Oyunun ilk Raid’i neredeyse tamamlanmış durumda ama bu yazıya yetişecek gibi görünmüyor. Raid’in adı Leviathan ve bu aşamaya dahil olabilmek için 260-280 Power gücüne sahip olmanız lazım. Hani zaten şu an Leviathan aktif olsaydı bile giremiyordum içeri; çünkü kendimi yırtmama rağmen 210’da takıldım kaldım. MMO’ların beni kendinden soğuttuğu noktadayım yani şu an: Çalış, çalış, çalış… Eğer sıkılmadan Raid’e kadar giderse yolum, ilerde başka bir yazıda belki tekrar birlikte oluruz.

Eh, konuyu yavaş yavaş toparlayalım artık. Görsel olarak çok başarılı, kaliteli müzikleriyle atmosferini tamamlayan ve bir FPS’ye yakışır oyun mekanikleriyle bağımlılık yapma potansiyeline sahip bir oyun olmuş Destiny 2. Ana görevler ve yan görevlerin hikayeleri, görev ve ekipman çeşitliliği derken detay üstüne detay koymuş Bungie ve ilk oyunda ne kadar eksik varsa hepsini tamamlamış. Bunu temel olarak sağlam tutarlarsa çok ekmek yerler bu projeden. Uzar gider yani bu konu… Zaten biliyorsunuz, kendisi Blizzard’ın Battle.Net’inde tek “Blizzard yapımı olmayan oyun” olarak boy gösteriyor. Ama maalesef 24 Ekim’e kadar PC oyuncuları bu lezzetten mahrum kalacaklar. Şimdilik yine konsol sahiplerinin yüzü gülsün..

Bir Cevap Yaz

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.